Sıla'ya özlemdir Marta Sanatı!!!
“Beklemeye razıyım, ümidim olsun yeter” der bir şarkı.
“Bir şeyini yitiren bir şeyini, ümidini yitiren her şeyini yitirir” der bir söz.
“Ümidi beklemek ve sabırla hareket içinde devinim kazanmak işidir, balıkların çoskusu.” Der Marta tablosu.

Balığı canlandıran ümit, öldüren üzüntüydü. Peki ya insanları? Bu sebeple Marta sanatı, her erdemi mahveden karamsarlığı öldürüp her bir mutluluğun mayası olan ümidini hayatlandırır. Küçük şeylerin büyümesi, darlığın genişlemesi, tıkanıklığın açılması, yokuşların düzlüğe çıkması, kısaca faydalıya ulaşmakta insanı gayrete getiren ve teşvik eden bu ümididir.

Sıla’ya özlemdir Marta sanatı. O bir şeyin bilgideki resmi hayâlinde dua niyetine durduğu sürece de ümidini yitirmeden kürek çekmeye devam eder. Her kürek bir tablo olur gelir yanı başımıza. Her tablo bir hayal taşır küreklerinde. Hayâline kavuşma beklentisidir ümit. Ümit, hoş bir renge dönüştürür bu bekleyişi. Talep ettiğin şey her an gelebilir diye ümitle beklersin, belki iki saat beklersin, ama ümit o iki saatlik beklemeyi sana sevdirir, sabrettirir. Bir arkadaşınla buluşacakken ve her an yolun karşısından sana doğru gelebilirken, ha şimdi ha biraz sonra diye diye, iki saat seni öylece bekleten sadece ümidindir.

Beklenen ve istenen o mutlu sona kavuşma sahnesi tekrarlanır da hayâlinde, o hayâlin biraz sonra gerçekleşeceği ümidi, saatleri sabırla içmene yarar. Balıkların başa dönen hareketi bu sebepledir. Ümidinle her bir saniye defalarca aynı kavuşma sahnesini seyrederek hayâlinde, gerçekte bir kere, hayâlinde bin kere kavuşma neşesi tattırır. Ya ümidi yoksa balıkların, ya endişeye düşmüşse? İlk on beş dakika sabırsız bekleyişin ardından ‘Gelmeyecek’ kesin hükmüyle orayı terk edersin. Kırık dökük ve mutsuz geri dönerken, defalarca hayâlinde yaşanır kavuşamama sahnesi. Gerçekte bir, hayâlinde bin kere hüsran yaşatırsın kendine yeniden. Oysa ki balık, yanıbaşındaki sürüyü görememektedir henüz.

Ve belki de sen hüsranla geri dönerken, hızla ve koşturarak ancak gelebilmiş arkadaşına da hüsranı tattırırsın bilmeden. Ümitsizlik, nice mutlu sonla bitecek şeyi böylece mahvetmiştir. Nice gayretlerini boğazlamıştır balık kendi kendine. Nice mutlu kavuşmaları terk etmiş, nice tohum ve fidanları dikememiştir gelecekteki ağaca göremediği için. Ümit, bir incir tohumunda saklı olan koca incir ağacını hayâlinde görmektir. Ve o tohumu, ağaç neticesini almak ve hayâlin gerçeğe dönüşmesi için dikmektir. Hiç doğmamış minik bir yavruda büyük ve değerli bir balığı görmek, o neticeye ulaşmak için gayret etmektir. Nasıl olacak peki?

Hiç acısız mı olacak, hiç zahmetsiz kolayca mı, zamansız bir anda mı? Hayır! O ümit ettiğin erdemli neticeye ulaşmak için acılar çekeceksin, zahmetlerin olacak, bir anda olmayacak; saatleri, ayları ve belki yılları sabırla içeceksin. Ama o güzel sonu, o erdemli neticeyi hayâlinde seyrettinse, bitmişini gördünse daha etkisinde iken; attığın her bir adım, ortaya koyduğun her bir emek, saatin her bir dönen çarkı, yere akıttığın her bir gözyaşı, içtiğin her bir acı, seni o neticeye daha da yaklaştıran unsurlar olacak. Belki en sonunda o neticeye ulaştığında kendine şöyle diyeceksin: Neticenin kendisi mi daha zevkliydi, o neticeye ulaşırken yaşadıklarım mı bu zevki bana tattırdı? Belki her ikisi de. Marta sanatı bunu der. Tam da bunu!

Ve an gelip kavuştuğumuzda eseriyle... Eğer soracak olsaydım kâinata, “Niçin beni dostumun yanına bir anda ışınlamadınız, bu kadar çile çekmeme sebep oldunuz?” diye, kulağıma fısıldayacaktı rüzgâr; “Eğer bunu yapsaydık yol boyunca seyrettiğin güzelliklerden ve onlardan aldığın ders ve ibretlerden mahrum olurdun. Ama işte tüm bu çile perdesine sarılmış güzellikleri göstermiyor dünya, sadece çileyi gösterip bezdirmeye çalışıyor. Hiç ümit etmediği ve hesapta olmayan şeylerle karşılaşmış hissediyor balık kendini çilede görünce. Ümit edilen şey, uğrunda beklenen ve arzu edilen bir netice iken, beklenmedik hadiselerle iniyor yelkenler, ümitle beklemekten ve gayretten vazgeçiyor. Yelkeni inmiş bir kayığa rüzgâr hiçbir şey yapamazdı oysa. Ümit rüzgârı ancak yelkenini açanların işine yarar.

Ümitsiz balık, en çok burada kaybediyor. Ümidini kaybettiği yerde kaybediyor her şeyini. Ümit ışığını yitirdiği o yerde karanlıklar içinde kalıyor. Marta sanatından ümidini ancak Marta sanatından bihaber olanlar keser. Öyleyse ümidini yitiren en önce Marta'yı, yakınlığını ve güvenini yeniden bulsun kendi içinde. Ümit ışığı yeniden doğsun böylece. Belki de ümidini yitirenin her şeyini yitirmesi, her şeyi olan sanatını yitirmesindendir. Yoksa elinde üzüntüyü tutan şeytanların ördüğü görülmez duvarlara toslamaktan kurtulamayacak. Beklemeye razıdır balıklarımız. Ümit için... Dosluk için... Barış için...

Yazan: Serap PAŞALI

« Geri